Kaan 16 aylıkken yazıp paylaşmayı unuttuğum bir yazı..BLW ile ilgili tabi ki :)

BLW macerasına başlarken beni nelerin beklediğini hiç bilmiyordum. Hatta ek gıdaya başlarken beni nelerin beklediğini bile bilmiyordum. Kaan ilk bebeğim olduğu için ve BLW ile bir kitap sayesinde tanıştığım için yaşanacak herşey benim için süprizdi. Tek bildiğim bir elimde kaşık bir elimde tabak dizlerimin üzerine çökmüş vaziyette çocuğumun peşinde dolaşmak istemediğimdi. Yaptım mı peki? Anne tarafımın Avrupalı genleri bu konuda ağır basamadı, evet Küçük Hüsamettin tiplemesi gibi Kaan’ın peşinde elimde tabakla 1-2 kez de olsa gezdiğim oldu.

İlk ek gıdaya başladığım zaman Kaan yoğurda bayılıyordu. Hiç birşey yemese yoğurdunu mutlaka yiyordu. 1 yaşına bastı ve ani bir kararla yoğurt yemeyi bıraktı. Hem de tamamen reddetti. Ayran haline getirip vermek güzel bir seçenek mesela. Ama o yöntem Kaan’da işe yaramadı.

BLW’DE YOĞURT VE ÇORBA

BLW’de yoğurt ve çorba nasıl veriliyor diye bir soru oluyor hep. Evdeyken önüne koyuyordum, döke saça parmaklarını yalaya yalaya bazen de kafasına dikerek yiyordu veya içiyordu. Çorbalarda ben 14. aya kadar yardım ettim. Ona bir kaşık verin siz de bir kaşık alın yardım edin. Şu an 16 aylık olmak üzere ve kendi kaşıkla yiyor. Bazıları çorbayı içecek gibi bardak ya da kupada verebiliyor ama o şekilde bebeğiniz kaşık kullanmayı daha geç öğrenir. Siz yardım ederken kendinizi bebeğinize bütün çorbayı içirmeye çalışırken bulmayın yeter 🙂 O içgüdüler çok çabuk ağır basıp kontrolü ele almak isteyebiliyor 🙂 Çocuk yemek isterse gerçekten her şekilde yiyor. Yemek istemezse de hiç bir şekilde yediremezsiniz. O yüzden kendinizi bu konuda hiç sıkmayın. Ne bebeğiniz strese girsin ne de siz.

Ben yoğurt yapma makinası almıştım. Esse’nin kendi basit bir makinası vardı 59 tl idi. Sene 2015 tabi 🙂 O çok işime yaradı. Almayı düşünenler için yazayım dedim. Kendiniz de evde çok basit bir şekilde yapabilirsiniz yoğurdu ama anne olunca bir sürü ıvır zıvır işinizin arasında onla uğraşmak istemiyorsanız alın derim. Akşamdan sütleri kaplara boşaltıp mayaladıktan sonra tuşuna basıyorsunuz sabaha hazır. Kendi 7 adet kabı var. Bir yere giderken de çantaya atıp çıkıyorsunuz. Tabi dışarıda da kendi yemek istiyordu. Ben de hem ona hem kendime kaşık alıyordum. Bir yandan o yiyordu bir yandan ben yediriyordum. Birkaç kez o yoğurt kaplarının cafelerde yerlere düşüp paramparça olmasından ve insanların üstünün başının yoğurt olmasından sonra yoğurdu genelde evde vermeyi tercih ettiğimi belirtmemde fayda var 🙂

BLW ye 7,5 aylıkken başladım. Şu an 16 aylık olmak üzere. Bu süre içinde et, tavuk ve balık dışında sevdiği yiyecekler genelde hep değişti. Bir de salatalıkla zeytin var onlar da demirbaş 🙂

Evet gelelim bizde BLW de son duruma. Kaan şu an tek başına kahvaltısını yapıyor,ara öğünlerini ve yemeğini yiyor. AMA hasta değilse. Ek gıdada karşınıza çıkacak en büyük zorluk hastalıklar! Sadece ek gıdada da değil. Uykular haram oluyor, çocuklar mızmız oluyor, annelerin gücü tükeniyor ama hastalıklar biz anne babaları ne kadar üzse de bu işin bir parçası ve bebeklerimizin bağışıklıklarının güçlenmesi için gerekli olan birşey. Ve tam bu ek gıdaya geçiş dönemlerinde çocuklar hasta oluyor engel olamıyorsunuz. Çünkü başka bebeklerle iletişime geçiyorlar, artık sosyalleşiyorlar.

ÖZET OLARAK TECRÜBELERİMİZ

Kaan 1 yaşına kadar öyle ahım şahım yemekler yemedi. Sabah kahvaltısından annesinin aksine uzunca bir süre nefret etti. Sabah kahvaltısını biraz biraz 13. aydan sonra yemeye başladı. Yumurtayı biraz ve tereyağı katarak omlet yapıyorum. Sadece o şekilde seviyor. Ara öğün olarak meyve ve yoğurt yedi. Yoğurdu 1 yaşından sonra ani bir kararla bıraktı. Bir de akşam yemeğini seviyor. Yani günlük 3 öğünden oluşuyor beslenme şekli. Bunların arasında en iştahlı yediği akşam yemeği oluyor. Hatta günlerce bütün gün birşey yemeyip sadece akşam yemeği yediği oluyordu (Hasta olduğu zamanlardan bahsetmiyorum bu arada. Grip, nezle ya da mide bağırsak enfeksiyonu olduğunda yaklaşık 5-6 gün anne sütü dışında hiç birşey girmedi midesine). 9. aydan sonra akşam yemeklerinde yumuşak et, tavuk, balık, sebzeler, pilav, makarna, erişte, çorbalar aklınıza gelebilecek her türlü sofra yemeği verdim. Tabi 1 yaşına kadar tuzsuz. Onun yemeklerini ayırıp sonra kendi yemeğimize tuz kattım.

SABIR İŞİ

BLW gerçekten sabır işiydi. Bazen karşısında oturup defalarca yemeklerle oynayıp oynayıp elleriyle mıncıklayıp ortalığı savaş alanına çevirmesini izliyorsunuz. İşin kötüsü defalarca hiçbir şey yemeden kaldırıp götürüp onu banyoya sokuyor ortalığı temizliyorsunuz. Defalarca. Ama 1. doğum gününde çatalla kendi pastasının tadına baktığında onunla gurur duyuyorsunuz. Ya da 14-15 aylıkken çatalıyla yemekleri büyük bir dikkatle ağzına götürürken ve kendi başına çatal kaşık kullanmanın gururunu bebeğiniz yaşarken siz mutluluktan havalara uçuyorsunuz. Herşeyi bırakıp saatlerce onun yemek yemesini izlemek istiyorsunuz. 15 aylık bebeğiniz kaşıkla çorbasının tanelerini ayırıp yerken motor becerilerinin ve özgüveninin geldiği nokta tüm o zahmetlere değmiş dedirtiyor size. En güzeli de bebeğiniz açsa oturup sizle kendi yemeğini yiyor. Yetişkin bir birey gibi.

Dip not: Bu yazıyı Kaan 16 aylıkken yazıp kaydetmişim fakat paylaşmamışım. Kaan şu an 3 yaşını geçti. Sabah kahvaltılarını ne zaman yapmaya başladı biliyor musunuz? Emzirmeyi bıraktıktan sonra yani 2 yaşında 🙂 Anne sütü zaten çocukları fazlasıyla doyurduğu için ek gıda döneminde az az yemek yiyorlar ve bu çok normal. Emzirmeyi bıraktığımız gece Kaan beni kaldırıp buzdolabına götürdü, gece saat 2 civarında! Dolapta karşısına çıkan kaşar, domates, zeytin artık ne bulduysa bunları istiyorum dedi. Hepsini çıkardım. Buzdolabının önüne oturup ekmek, peynir, domates yedik beraber. Ondan sonra yaklaşık 2 ay boyunca gece uyumadan önce hep 1 dilim ekmek yemek istedi. Akşam yemeği yemiş olmasına rağmen. Emzirdiğim dönemde ekmek neredeyse hiç yemezdi, hiç bir öğünde. Yani kısaca diyorum ki çocuklara kendilerini, vücutlarını dinlemeyi öğretirsek onlar kendi ihtiyacı olan şeye yönelip zaten yiyorlar. Abur cuburdan bahsetmiyorum tabi ki! Nolur çocuklarınızı abur cuburla tanıştırmayın, tanıştırılmalarına izin vermeyin..

Sevgilerimle

Reklamlar

BLW VE BİREY OLMA ÜZERİNE ETKİSİ

Ben genelde işin hep daha çok psikoloji boyutuyla ilgileniyorum. Benim için BLW’nin çocuğun psikolojisi üzerine etkisi çok önemliydi. Çünkü bizim toplumumuzda bebekler, çocuklar bir birey gibi değil annenin uzantısı gibi yaşıyordu. Son zamanlarda biraz değişmeye başladı bu durum. Anneler artık daha bilinçli. Yani bizim ülkemizde kişi 18 yaşından sonra birey haline geliyordu. Bir anda ! Gelemiyordu aslında. 18 sene hatta 25-30 sene kararlarını hep onların yerine başkası vermiş, bir anda yetişkin gibi davranması beklenen insanlarla dolu etrafımız. Kendimizi bebeklerimizin yerine koyalım. Aç değilsiniz ama biri sürekli sizi beslemeye, ağzınıza birşeyler tıkıştırmaya çalışıyor. Sinirleriniz bozulmaz mı? BLW’nin aslında temelinde yatan şey bebeği birey olarak kabul etmektir. Bebek nasıl doğduğu andan itibaren annesini ne kadar emeceğini biliyorsa 6.aydan sonra da ek gıdayı ne kadar tadacağına, neyden ne kadar yiyeceğine kendisi karar verebilir. Hasta olduğunda vücudu mikroplarla savaşırken kendini aç bırakma ihtiyacı hissedebilir. Bebeklere biraz dikkatli bakarsanız onlar zaten hayatta kalmak üzerine programlanmış. Bizim yapmamız gereken bebeğimize yiyecekleri sunmak. Yiyip yememek onun kararı olacak ve bu karara saygı göstereceğiz. Normal zamanlarda hiç müdahale etmesem de, hatta biri ettiğinde karşı çıksam da hasta olup günlerce birşey yemediğinde ben de çorbalar yapıp yedirmeye çalıştım. Sonuç mu? Tabi ki de yemedi. Zorla güzellik olmuyor. Diyorum ya, yemek isteyen yiyor. Yemeyen BLW yapmayıp kaşık kaşık yemekler yedirmeye çalışsanız da asla yemez. Ve çocuklarla kesinlikle inatlaşmamak gerekiyor. Şimdi kontrol sizdeyken inatlaşıp onu zorlarsanız ilerde yeme bozuklukları olmasına yol açarsınız. Çünkü biraz büyüyüp kontrolü ele aldığında size tepki olarak herşeyi reddedecektir. Hangi anne baba ister ki bunu? Hele bebekleri hafif yatırıp çorbaları, yemekleri hızlı hızlı yedirdikleri zaman çok üzülüyorum. Hem boğulma riski var hem de biri size sürekli birşeyler yediriyor ve ne zaman biteceği hakkında en ufak bir fikriniz yok. Uzun lafın kısası bebeğinizin iradesini ortaya koymasına, kendi seçimlerini kendi yapmasına izin verin. Ve mama sandalyesinde dik oturtun 😉image10

Sevgiler

BEBEKLERDE DİŞ ÇIKARMA-BELİRTİLER VE YAPILMA(MA)SI GEREKENLER

 baby-teeth-care-tips

Bebeklerde ilk süt dişlerinin sürmesi yaklaşık 6.ay ile 12.ay arasında olur. Süt dişlerinin tamamlanması da 23. ile 33. aylar arasında yani yaklaşık 2.5-3 yaşları arasındadır. Bebeğiniz 1 yaşında ise ve hala süren bir dişi yoksa diş hekiminize danışmalısınız.

Bazen bebekler dişli doğabilir ya da doğumdan hemen sonra bebeklerde diş sürebilir. Bu dişler genellikle sallanan dişlerdir ve bebek yutabilir ya da nefes borusuna kaçabilir düşüncesiyle çekimi gerekir. Yaratacağı başka bir problem de beslenme sırasında annenin göğüs ucunun tahriş olmasıdır. Böyle bir durumda bir dişhekiminin müdahalesi gerekir.

Diş Çıkarma Belirtileri

IMG_0277

1-Salya akışında artış

Bebeklerin 10. haftada salyaları akmaya başlar. Daha bebek 3 aylıkken çevreden ‘diş çıkarıyor galiba ‘ yorumları gelmeye başlar ama bu salya akışı diş çıkarma ile alakalı değildir. Yaklaşık 6 aylıkken bir anda artan salya akışı diş çıkarma belirtisidir.

2-Göz yaşarması

3-Yanaklarda kızarıklık ve döküntü(dermatit)

Bebeğinizin yanaklarında sanki allık sürmüşsünüz gibi çok belirgin kızarıklık görebilirsiniz. Yüzünde kuruluk ve döküntü de olabilir. Bu bölgeleri nemlendirici ile nemlendirmeye özen gösterin.

4-Kulak çekme

Bebekler diş çıkarma döneminde yanak ve kulaklarını çekiştirirler. Çünkü dişleri ve diş etlerini besleyen sinirlerle kulak ve yanakları besleyen sinirler aynı sinir dalından çıkarlar. Böylece bebek diş sürme ağrısını kulak ve yanağındaymış gibi hissedebilir. Yalnız diş sürmenin haricinde kulak iltihabı olduğu zaman da bebekler kulağını çekiştirir. Böyle birşeyden şüpheleniyorsanız mutlaka çocuk doktorunuza danışın.

5-Isırma ve elle kaşıma isteği

Bebeğiniz sürekli birşeyleri ısırma isteği duyar. Oyuncakları, biberonu, göğsünüz, parmağınız veya eline geçirdiği herhangi bir şey 🙂 Eliyle diş etini kaşır.Diş sürerken oluşan kaşıntı ve ağrıyı bu şekilde azaltmaya çalışır.

6-İştahsızlık

Genelde katı gıdaya geçmiş bebeklerde katı gıdaya karşı iştahsızlık görülebilir. Anne sütü alan bebeklerde normalden fazla emme isteği, memeyi ağızda tutma isteği oluşabilir.

7-Uyku bozuklukları

Bu kısım anneleri ve bebekleri en çok zorlayan kısım. Kaan diş çıkarırken diş çıkarma ile ilgili anlatılan kötü maceraların ne yazık ki gerçek olduğunu anladım. Kimsenin içini karartmak istemiyorum. Her bebek her konuda olduğu gibi diş çıkarma konusunda da pek çok farklılık gösteriyor tabi ki. Kaan’ın 7 aylıkken alt ön iki dişi çok rahat sürdü. 1-2 gece uykusuz kaldı. Fakat yaklaşık 10 aylıkken 5 tane dişi daha aynı anda sürmeye başlayınca bu uykusuz geceler 1 hafta sürdü. 1 hafta boyunca geceleri saat başı bazen yarım saatte bir uyandı. Emziğini kendi kendine bıraktı. Önceleri nedenini anlamamıştım. Bir anda emziğini tüm ısrarlarıma rağmen almaz oldu. Çocukcağızın 5 dişi birden geldiğinden canı acıyormuş. En azından emziği bıraktırmakla uğraşmayacağım diye kendimi teselli ettim artık. Tabi gece iyi uyuyamayınca bebeklerde gündüz asabilik ve tahammülsüzlük oluyor ne yazık ki. Evet en zoru uykusuzluk bana göre. (Bunu eskiden uykuya hiç düşkün olmayan biri olarak yazıyorum 🙂

8-Dişin süreceği yerde kızarıklık ve kabarıklık

Genel olarak hafif bir kızarıklık ve kabarıklık görülebilir. Fakat çok nadir de olsa diş etinde bezelye büyüklüğünde morumsu kırmızımsı renkte bir şişlik oluşabilir. Böyle bir durumda mutlaka diş hekiminize danışmalısınız.

Bütün bu belirtilerin yanı sıra genel olarak uykusuzluk ve iştahsızlıktan dolayı vücudun genel direnç kaybına bağlı olarak görülen belirtiler de var. Bunlar ateş, kilo kaybı, kusma, ishal, öksürük ve solunum bozuklukları olarak sıralanabilir. Fakat bilinenin aksine diş çıkarmanın kendisi bu son yazdıklarıma sebep olmaz. Yani diş çıkarma ateş yapar, ishal yapar diyemeyiz. Yapılan çalışmalar bu olayların diş sürme sırasında rastlantısal olduğunu göstermiştir. Diş çıkarma ile alakalı olanlar yukarda sıraladığım 8 maddedir. Bebeğinizin ateşi, geçmeyen ishali, öksürüğü varsa mutlaka çocuk doktorunuza danışmalısınız. Bunların diş sürme ile doğrudan alakası yoktur.

Diş Çıkaran Bebeğinizi Rahatlatmak İçin Yapabilecekleriniz

Baby-First-Teeth

1-Masaj: Ellerinizi yıkadıktan sonra dişin sürmek üzere olduğu bölgeye parmağınızla masaj yapabilirsiniz veya buzdolabında beklettiğiniz temiz bir bezle o bölgeyi ovabilirsiniz.

2-Plastik diş kaşıyıcılar: Bunları buzdolabında beklettikten sonra verebilirsiniz. Fakat kesinlikle derin dondurucu kısmında bekletip vermeyin. Bebeğinizin diş etlerine zarar verirsiniz.

3-Soğuk yiyecekler: Bebeğiniz katı gıdaya geçmişse meyvesini, yoğurdunu soğuk bir şekilde verdiğinizde bu onu rahatlatacaktır.

4-Soğuk su: Buz gibi olmamak kaydıyla normalden daha soğuk su dolu bir biberon da bebeğin şikayetlerini hafifletir.

5-Ağrı kesici şuruplar: Gece bebeğiniz hiç uyumuyorsa ve gerçekten çok huzursuzsa diş hekiminize veya doktorunuza danışıp ağrı kesici şurup verebilirsiniz.

ASLA YAPILMAMASI GEREKENLER!!!

Jel şeklinde olan ve lidocaine içeren Dentinox veya Calgel gibi yüzeysel uygulanan ağrı kesicileri kullanmayın.
2014 yılında FDA, ağız içine lidocaine jel preparat uygulanan, yaşları 5 ay ile 3.5 yaş arasında değişen 22 vakada bu jellerin yutulmasına bağlı olarak ölüme kadar giden ciddi yan etkiler yaşandığını rapor etmiştir.
İngilizce biliyorsanız daha ayrıntılı açıklamasını bu linkten okuyabilirsiniz.
http://www.fda.gov/Drugs/DrugSafety/ucm402240.htm
Ayrıca bebeğinizin diş etlerine alkol, karanfil veya bitkisel ilaçlar da sürmeye çalışmayın. Bunların hepsi bebeğiniz için tehlike arz eder.

İlaç olarak sadece doktor veya diş hekiminizin önerdiği bir ağrı kesiciyi şurup halinde verebilirsiniz.

Uykusuz gecelerinizin bir an önce sona ermesi dileğiyle..

BEBEĞİN KENDİ KENDİNE YEMEK YEMESİ (BLW)

image6

Ben hamileyken eşim çok güzel bir kitap buldum diye Gün Yayıncılıktan çıkan ‘o tabak bitecek! mi?’ adlı kitabı alıp getirdi bir gün. Getirdiği zaman bir çırpıda okudum ve tamam ben ek gıdaya geçerken bu yöntemi kesin uygulayacağım dedim. Aylar geçti. Doğum oldu. Kaan büyüdü 6 aylık oldu. O ara ben herşeyi unuttum tabi. İçimdeki geleneksel anne hortladı. Pürelere hazırlanıyorum. Nasıl da heyecanlıyım. Organik pazardan patatesimi, havucumu, zeytinyağımı almışım. İlk püreyi yedirirken videoya aldık falan. Neyse 2 gün sonra bizimki 6. ay aşılarını oldu. Gece ateşi çıktı. Ertesi gün kusuyor, öksürüyor. Apar topar doktora gittik. İlaç başladık derken 4-5 gün sonra bronşiyolite döndü bizimkinin hastalığı. Malum bu kış yakalanmayan bebek kalmadı sanırım. Nebülizatörler yok sattı. Bu hastalık döneminde değil yemek, meme bile istemedi. İyileşmesi kendine gelmesi derken bizim ek gıdaya geçme olayı 6.5 aya sarktı. Ben de o ara biraz çevrenin de gazıyla ek gıdayı dayamazsam çocuk vitaminsiz kalacak sanıyorum.6.5-7.5 ay arası geleneksel püre ile besledim çocuğu. Sebze, meyve, yoğurt, kahvaltı..Çocuk yoğurt haricinde herşeye itiraz eder oldu bir süre sonra. Dışarı çıkarken ben strese giriyorum. Yok yemeği yok meyvesi yok osu busu derken evden çıkmak saatler sürüyor. Üstüne üstlük o yanıma aldıklarımdan 3-5 kaşıktan fazla asla yemiyor. 

Biraz daha büyük bir kızı olan arkadaşım bir gün ‘Şimdiki aklım olsaydı kesin baby led weaning yapardım’ dedi. Yaa dedim öyle mi? Baksana küçük Hüsamettin gibi bütün gün dizlerimin üstünde kızın peşinde geziyorum yemek yesin diye dedi. Arkadaşım beni ikna etti. İyi ki de etti. Halbuki kitabı okuduğumda da çok ikna olmuştum. İnsan işin içine girince tam bir geleneksel anneye dönüşüyor onu anladım. Azcık daha, azcık daha diye diye çocuğun ağzına yemekleri tıkmaya başlamışım ben kendimden haberim yok..Eve geldim. İnternetten araştırdım. Kitabı birkaç gün arayıp bulamadım. Eve yardıma gelen kadıncağız sağolsun bulamayacağım bir yere kaldırmıştı yine. Tesadüfen buldum. Bir akşamda okuyup bitirdim. Ve ertesi gün başladım. 

image4

1 aydır yapıyorum. Kendimi öncesi için resmen suçlu hissettim. Yine sebzeleri, meyveleri organik pazardan alıyorum ama onun tutarak yiyebileceği büyüklüklerde kesip pişirip veriyorum. 

Bebeğime güvenmediğim için kendime çok kızdım. Gerçekten çocuk ihtiyacı olan şeyi yiyormuş zaten. Zorlamaya gerek yokmuş. Tabi ilk günden önüne koyar koymaz hart hurt ısırıp yemiyor. Koyduğunuz yemeklerin %90’ı yerlere iniyor. Mıncıklanıp eziliyor. Kulağından yumurta parçası, parmaklarının arasından yeşil mercimekler çıkıyor. Ortalık savaş alanına dönüyor onu baştan söyleyeyim. Ama inanın gerçekten değiyor. Artık yemek zamanlarımız o kadar mutlu, o kadar eğlenceli geçiyor ki anlatamam. Zaten yöntemin amacı 1 yaşına kadar olan süreçte bebeğin karnını doyurmak değil. Bebeğin yiyeceklerle tanışması. Farklı tat ve dokulara aşinalık kazanması vs. Çocuk zaten ek gıdayla tanıştığı 6-8 aylık dönemde hala ihtiyacının çok büyük kısmını anne sütünden veya formül mamadan alıyor. Belki formül mama verenler bir an önce katı gıdaya geçsin de formül mama azalsın diye düşünüyor olabilir ama bu çok yanlış bir yaklaşım. Çocuğun sindirim sistemi henüz o kadar miktarda katı gıdaya hazır olmuyor. Katı gıdalar anne sütü ya da mama kadar yoğun besleyici madde ve kalori içermiyor. Küçük bebeklerin de mideleri küçük olduğundan sağlıklı bir gelişim için konsantre, kolay hazmedilebilir kalori ve besleyici maddeye ihtiyaç duyuyorlar. Bu da anne sütü veya mama demek oluyor. 2003 yılında İngiltere’de artık katı gıdaya başlamanın en düşük resmi sınırı 6 ay olarak belirlenmiştir. 

Öncelikle ben bu bloğa bu yazıyı yazıyorum. Siz beni büyük ihtimalle tanımıyorsunuz. Fakat şu kadarını söyleyebilirim çocuk ve bebek bakımı konusunda ciddi araştırmalar yapıp çok kitap okuyup, çok gözlemliyorum. Bu yönteme başladığımda sadece bahsettiğim kitabı değil bu yöntemle ilgili yapılan çalışmaları, araştırmaları, makaleleri de okudum. Bu yazıyı yazmaktaki amacım eğer kafanızda bebeğin kendi kendini beslemesi ile ilgili soru işaretleri varsa, kararsızsanız sizi motive etmek veya bu yöntemi hiç bilmiyorsanız sizi tanıştırmak ve teşvik etmek. Çünkü ben bu yönteme geçtiğim zaman bebeğimin ne kadar mutlu olduğunu gördüğümde kendime baştan beri bu yöntemi uygulamadığım için gerçekten çok kızdım. Sağda solda 6 ay civarı veya biraz daha büyük bebeği olan anneleri gördüğümde bu yöntemden bahsediyorum artık sürekli. Hali hazırda uygulamaya başlamış veya uygulamayı planlayan birçok anne ile tanıştım.

İlk katı gıda yeme deneyimi bebeğin sonraki yıllarda yemek vakti ile ilgili hissedeceklerine etki ediyor ve bu yüzden bu vaktin eğlenceli hale getirilmesi çok çok önemli. 

Benim şu zamana kadar Kaan’a bakarken evhamlarımdan kurtulmak istediğim zaman düşünme yöntemim şöyle oldu:

200 yıl önce yaşasaydık nasıl olurdu veya 500 yıl önce? Bebek kendi odasında mı yatardı benim yanımda mı? Benim yanımda. İlk insan gibi düşünmeye çalışıyorum hep 🙂 bu yanında yatma konusu herkesin kendi tercihidir tartışmaya da açıktır, başka bir yazıda yazmayı düşünüyorum ama ben emzirdiğim süre boyunca Kaan’ı yanımda yatıracağım. Dışarı çıkarken mesela, ay çok soğuk çocuk üşür zihniyetini anlamıyorum. Üşüyecek de terleyecek de. İlk insanlar napıyordu arabaları mı vardı, kaloriferleri mi vardı? Kaan doğduktan sonra minicik bir insan yavrusunun içinde ne kadar güçlü bir hayatta kalma, hayata tutunma azminin olduğunu gördüm. Örn. ilk günler acıkınca çılgınca ağlaması. Yani öyle bir düzen ki herşey mükemmel işliyor. Hamileyken karnınızda oluşan o koyu renk çizginin bebeğin doğduğunda annesinin memesini bulsun diye oluştuğunu biliyor muydunuz?  Farklı yerlere saptı yine yazı ama burdan bile çocukların aç kalmayacağı sonucuna varabiliriz.

Neyse sonuç olarak ilk insanlar gibi yaşasaydık püre de yapamazdım kaşığımız da olmazdı vs diyerekten bu işe giriştim. Ayrıca internette bir sürü ikna edici video, görsel vs bulabilirsiniz. İnsan görünce gaza geliyor. 

image8

Öncelikle uyarayım tek bir dezavantajı var. Ortalık mahvoluyor. Mümkünse mutfakta halledin bu işi diyeceğim ama ailece çocukla masaya oturmanız lazım. Yani bebeği kendi yemek saatlerinize dahil edeceksiniz. Mutfak büyükse şanlısınız. Bizimki değil. Salonda yiyoruz. Ortalık savaş alanı. Başka dezavantajı yok. Yemekten sonra çocuğu komple mama sandalyesiyle banyoya sokmak en iyi çözüm 🙂 Bunun için IKEA mama sandalyesi tavsiye edeceğim. Hem az yer kaplıyor, hem uygun, hem çocuk etrafa hakim oluyor, hem komple çocuğu banyoya sokarsınız. Kayınvalidemin evine IKEA almıştık. Çok rahat ve temizliği çok kolay. 

Ayrıca başta bebeğiniz hiçbir şey yemeyebilir. Haftalar sürebilir. Elleriyle mıncıklayıp, oynayıp yerlere atabilir. Ama yemekleri bu şekilde tanıyacak.

Yemekler ziyan olmasın diye mama sandalyesinin altına temiz bir plastik örtü serebilirsiniz. Oradan alıp yine bebeğin önüne yiyecekleri koyabilirsiniz.

En çok merak edilen konu-Bebeğimin boğulma riski var mı? 

Hayır boğulmuyor. Kitapta en çok değinilen ve bu yöntemi uygulayan annelerin en çok değindiği nokta bu. Boğulmak ve öğürmeyi birbirine karıştırmayın. Çocuk boğazına kaçacağını hissederse öğürerek hatta bazen kusarak o besini çıkarıyor. Bir gün Kaan sebzeli pizza yerken koca bir karnabahar parçasını ağzına aldı sonra öğürerek çıkardı. Sürekli o öğürme hareketi oluyor. Çocuk onu yapa yapa boğazından gıdaları kendi çıkarmayı da öğreniyor. Böylece duruma aşina oluyor. Hep sıvı veya püreyle beslenen çocuklar bir anda sofra yemekleriyle tanışınca bu duyguya pek aşina olmadıklarından boğazlarına bir şey kaçtığında kendileri çıkarma konusunda çok tecrübesiz oluyor ve panik olabiliyorlar. Bebeğinizin öğürme sırasındaki yüz ifadesini görüp korkmayın. Baştan bu konu hakkında bilgi edinirseniz siz de rahat olursunuz, bebeğiniz öğürünce panik olmazsınız. Fakat yine de BLW’de çocuğu asla yemek ile yalnız bırakmıyorsunuz. Hep yanında olmanız ve gözünüzün üstünde olması şart.

En çok merak edilen ikinci konu-Bebeğim doyar mı ? 

0-1 yaş döneminde anne sütü bebeğin vitamin, mineral, protein, yağ, su v.s. ihtiyaçlarını karşılayan tek kaynaktır. 4-6. aylarında bebeğin kilo artışının yavaşlamasının doğal olduğunu ve ek gıdalara başlamak için sebep olmadığını bilmek gerekir. Bu dönemde önemli olan bebeğin ek gıdayla tanıştırılması değil, onun her istediğinde anne sütü veya formül mama ile beslenmesidir. Erken ek gıdaya başlama, özellikle anne sütü yerine verildiğinde, bebeğin besin kalitesini düşürür.Özetle bebeğiniz hala anne sütü veya formül mamayla besleniyor olacak. Katı gıdalar sadece tanışmak için veriliyor. Amaç bebeğinizin 6.aydan sonra yavaş yavaş farklı tat ve dokularla tanışması. Unutmayın her bebeğin ek gıdaya hazır olma zamanı farklıdır fakat bu zaman kesinlikle 6. aydan önce olmamalıdır. lllturkiye.org/…/anne-sutu-alan-bebeklerin-ilk-yl Bu linkten La Leche League’in sayfasındaki çok yararlı bulduğum yazılara da göz atabilirsiniz. Anne sütü ile değil de formül mama ile besleniyorsa bebeğiniz yine aynı kurallar geçerli!

Müdahale yok ! 

Bu yöntemde çocuğa asla hiçbir şekilde müdahale etmiyorsunuz. Bugün doğru düzgün bir şey yemedi hadi azcık ben yedireyim yok. Ben de içimdeki geleneksel Türk annesini durdurmakta çok zorluk çekiyorum bazen. O fırlatıp attığı tüm yiyecekleri alıp tattırmak istiyorum ‘Ama bak bu çok güzel!’ diye. Ama yapmıyorum. İlk başta haftalarca yememesine hazır olmanız gerekiyor. Yemediği yiyeceklerde ısrarcı olmamanız gerekiyor. Aradan birkaç hafta geçince tekrar deneyin. Kaan 7.5 aylıkken başladı ve yaklaşık 10 gün sebzelere hiç dokunmadı. Zaten sebze pürelerini de sevmiyordu. Sonra bir Pazar kalabalık bir grupla yemek yerken Kaan bir anda havuç, rezene ve patates yemeye başladı. Çok sevindim. O gün bunların haricinde pirzola ve elma da yedi. Yedi derken yanlış anlamayın. Çocuk hapur hupur silip süpürmüyor. Birer ikişer ısırık gibi düşünün. Zaten midesi yumruğu kadar. Bu detay da aklınızın bir köşesinde bulunsun. Aç kaldığını düşünmeyin yani.

image3

Yoğurt ve Çorba meselesi

Bu yönteme başladığımda en çok aklıma takılanlardan biri de yoğurt meselesiydi. Yoğurdu kendim mayalıyorum evde. Peki kaşık tutmayı bilmeyen bebek yoğurdu nasıl kendisi yiyecek veya çorbayı nasıl içecek? Orda devreye siz girebiliyorsunuz. Ben kaşığa yoğurdu koyup Kaan’a gösteriyorum. O eliyle kaşığı tutup ağzına götürüyor. Bu şekilde o istemeyene kadar devam ediyoruz. Ben kaşığı hala ucundan tutuyorum. Ama yönlendirmiyorum. Sağa sola dökülüyor, üstüne başına dökülüyor ama yapacak birşey yok. 6-7 ay sonra çok rahat edeceğimizi biliyorum. Çorbayı da aynı şekilde veriyorum. Tabağın dibinde kalanlarla oynamasına izin veriyorum. Yoğurt kasesini alıp kafasına dikiyor, sağını solunu ısırıyor, yalıyor. O kadar mutlu oluyor ki yemek yerken bu herşeye değer bence. Yemek saatlerinde aramızda oluşan gerilim sıfıra indi. O da ben de çok mutluyuz. Keşke 6. ayda başlasaymışım diyorum hep ama zararın neresinden dönsem kar. Dışarı çıktığımızda da çok rahatım. Yanımda elli bin tane tabak çanak gezdirmiyorum. Gittiğimiz yerlerde haşlanmış sebze veya et istiyorum onun için. Veya geçenlerde sebzeli pizza yedik beraber. Meyvesini alıyorum yanıma. Bir kaç tane atıştırmalık kuru kayısı vs. Onlarla da oyalanıyor. Restoranlarda kalabalıkta saatlerce sıkılmadan mama sandalyesinde oturuyor. Çünkü yemek artık onun için birşeyleri deneyimleme, oyun oynama, yeni şeyler keşfetme zamanı. 

image10

2004 yılında  The American Dietetic Association’da yayınlanan Developmental Milestones and Self-Feeding Behaviors in Infants and Toddlers adlı çalışmada 4 aydan 24 aya kadar çocuklar izlenmiştir. Kendi kendini besleyen bebeklerin (7-14 ay arasında), kendi kendini beslemeyenlere oranla daha fazla enerji verici ve besleyici yiyecek yediği tespit edilmiştir. Bebekler aynı zamanda kalori, protein, karbonhidrat, yağ, çinko, magnezyum, folik asit, vitamin B6, B1 ve B3 alımı açısından karşılaştırılmış ve bu değerler kendi kendini besleyenlerde daha yüksek çıkmıştır.

image11

Bu yöntem aklınıza yatıyorsa doktorunuza danışıp mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum.

Sevgiler

Bunlar İyi Günlerin

IMG_7844

Hamileliğin duyurulduğu günden itibaren anne adayına çocuğu 30 yaşına gelene kadar kurulan cümledir.

30 belki abartı oldu ama 30’u bulduğu da oluyordur bence..

Yalnız bu cümleye en çok maruz kaldığınız dönem çocuk doğduğu gün başlayıp 3 yaşına gelene kadar olan süreci kapsar.

Çok sinir olmuşumdur bu cümleye.

Doğumdan yeni çıkmışsın. ‘Doğurmadım mı acaba?!’ diyorsun hala kocaman olan karnına bakıp. Şaşkınlık, yorgunluk..Çok sevinçli olman gerekiyor ama sen sadece yorgunsun. Yüzün gözün şiş. Sonra bebeğini getiriyorlar yanına. Ne kadar da kocaman diye düşünüyorsun. Bu bebek benim karnımdan mı çıktı diyorsun. Kucağına alıp sarmalıyorsun, kokluyorsun. Mis kokuyor. Hep söylüyorlardı mis kokuyor diye. Gerçekmiş. 

Sen kendine gelmeye çalışırken ziyaretçiler geliyor. Nasılsın diyorlar sohbet ediliyor. Yorgunum diyorsun. Kalabalığın arasından bir teyze sesi yükseliyor.

BUNLAR İYİ GÜNLERİN KIZIIIIM..

‘Şimdi habire emiyor uyuyor, 2 haftaya gazı başlayınca gör sen!’ diyor.

Doğumun yorgunluğu var üstünde, bebek 2-3 saate bir emiyor, göğüslerin şiş ve acıyor, bir yandan süt sağıyorsun, bir yandan lohusalık psikolojisi, bir yandan ben bu minicik bebeğe nasıl bakarım diye düşünüyorsun, bir yandan bütün bu annelik olayına alışma çabaların arasında yine o ses yükseliyor..Bunlar iyi günlerin kızım!

Nasıl yani diyorsun bunlar iyi günlerim mi gerçekten!

Bebek büyümeye başlıyor, dışarı çıkıyorsun, insanlarla sohbet ediyorsun. Genelde bebeği veya torunu olan insanlarla artık aranızda görünmeyen bir bağ oluyor. Hemen ayaküstü muhabbetler, fikir alışverişleri başlıyor (doğurmadan önce sokakta o kadar insanla muhabbet edeceğimi söyleseler inanamazdım). Sen öyle konuşurken yine arkadan bir kafa çıkar ya da yolda yürürken durup muhabbetinize katılır, ‘Bunlar iyi günlerin kızım’ı çarpar suratına gider.

İnce tiz bir sesle ‘Ek gıdaya başlayınca gör sen asıl! Yandın yandın!!’ der.

Niye yanayım ya..Minik bir insan yavrusunun ilk kez elmayı tatmasına şahit olacağım. Yüz ifadelerini, tepkilerini göreceğim..Bundan güzel bir şey olabilir mi?

Emeklemeye başlıyor minik kuzun..Yine o aynı sinir bozucu cümle..’Sen yürüyünce gör, yandın! Peşinde koşacaksın sürekli’. Senin 9 kilo çocuğu her yere taşımaktan belin kopmuş,siyatiğin azmış. Bunlar iyi günlerin diyor sana..

Yürüyecek bu sefer ay 2 yaş sendromu, ay azı dişleri sürünce gör..ikinciye hamileliğinde ay sen doğurunca büyük kıskançlık yapacak o zaman gör..kreş, ilkokul, ergenlik, üniversite, askerlik, evlilik derken sen sevgili anne ‘ bunlar iyi günler’ini yaşayacaksın sürekli. Bu böyle anneanne babaanneliğe kadar gider. 

Evet kabul ediyorum, sürekli level atlamam gereken bir bilgisayar oyununda gibi hissediyorum kendimi bazen. Ama zaman ilerledikçe sen de ustalaşıyorsun. Yeni ve sürekli değişen bir düzene ayak uyduruyorsun. Yani evet o çocuk yürümeye başlayınca koşacaksın peşinden ama bu sefer de sürekli taşımaktan belin kopmayacak. Diyorum ya her dönemin kendine göre artı ve eksileri var. Daha yaşanmamış onca güzel gün için ‘kara günler’ geliyor, bunlar iyi günlerim diye niye hayıflanayım..

Yeni annelerin duymak isteyeceği pozitif cümleler kurun. 

Empati kurun birazcık.

Siz de geçtiniz aynı yollardan.

Kimseye kulak asma taze anne diyin. Evet söyledikleri gibi bunlar iyi günlerin. Ama önünde kötü ve zor günler olduğu için değil. Bunlar iyi günlerin çünkü kucağında minicik, pıt pıt atan bir kalp taşıyorsun. Bu dünyayı tanımaya çalışırken minik bir meleğe rehberlik ediyorsun. Bunlar iyi günlerin çünkü dünyalar tatlısı bir bebeğin var. Onla geçirdiğin her an tabi ki iyi günlerin olacak..Hatta harika günler!

Şimdi bebeğinize sarılıp mis kokusunu çekin içinize, öpün o yumuşacık elleri. O büyüdüğünde bütün bu anları, uyuduğunda onu uzun uzun seyredip huzur bulduğunuz bu ‘iyi günler’i özlemle ve mutlulukla anacaksınız.

Sevgiler 

ÇOCUKLARDA DİŞ TRAVMALARI-ANNELER NE YAPMALI?

IMG_0928

Çocuklar yürümeye başladıkları andan itibaren düşme ve yaralanmalara açık hale geliyorlar. Kaan’ın henüz bir yürüme çabası yok ama çocukları daha büyük olan anneler için şimdiden bu konu hakkında yazmaya karar verdim. Çünkü ilk travma anında ne yapacağınızı bilirseniz düşmeleri engelleyemeseniz bile az veya sıfır hasarla atlatabilirsiniz.

Geçenlerde arkadaşımın 19 aylık kızıyla parka gittik. Annesine doğru koşarken düştü ve dudağı kanamaya başladı. Kanı görünce anneler panik olabiliyor. Olmayın. Çocuk yüz ifadenize bakıp daha çok ağlamaya başlar sadece. Arkadaşım çok soğukkanlı bir şekilde kızının dikkatini başka yönlere çekip onu sakinleştirdi ve yavaşça dudağını kaldırdı. Dişlerine baktık. Hepsi yerindeydi, sıkıntı yoktu. Sadece dişi dudağını kesmişti. O gün biraz dudağı şişti. Şimdi gelelim diş travmalarında yapmanız gerekenlere..

Çocuğunuzun ağzından kan geliyorsa temiz suyla bölgeyi yıkayın yada temiz bir bezle bölgeye tampon yapın ve yara yerini görmeye çalışın.

Kağıt mendil çabuk yapışacağı için pek tavsiye etmiyorum.

Kırık veya eksik diş var mı iyice bakın. Kırık diş varsa parçasını bulmaya çalışın. Eksik diş varsa etrafta dişi arayın..çok düşük bir ihtimal de olsa çocuğunuzun ağzının içine de bakın..

Parçayı veya fırlayan dişi buldunuz mu ? 

Hemen marketten SOĞUK BİR SÜT alıp içine atıyorsunuz ve vakit kaybetmeden diş hekimine gidiyorsunuz..

Süt bulamadığınız durumda AĞIZ İÇİNDE TÜKRÜKTE saklayabilirsiniz fakat bunu mecbur kalırsanız yapın

SERUM içine atabilirsiniz 

En son çare de SU olabilir

Fakat asla ve asla diş kurumamalı 

Ve vakit kaybetmeden dişhekimine gidin

Diş hekiminde röntgen çekilecek ve dişlerin durumuna bakılıp tedaviye karar verilecektir

Geçmiş olsun 

IMG_0973

DİŞÇİLİK MESELESİ VE BLOG ADI

IMG_0014

Biz diş hekimleri olarak dişçilik tabirini aslında hiç sevmeyiz. 

Fakat gel gelelim bu mesleğin halk ağzına yerleşmiş adı budur. 

Biz ne kadar insanları dişçi değil diş hekimi diye düzeltsek de sürekli ‘Dişçideyim canım’ diye açar yine telefonunu ya da ‘Dişçiye gidiyorum’ ya da ‘Senin dişçin kimdi?’ ya da ‘Dişçilik Fakültesini kazanmış’ tarzı cümleleri hep duyarız. 

Bazı diş hekimleri kızar buna. Ben bu tabiri sevmesem de kızmıyorum. Çünkü bu tabir aslında yanlış değildir. Osmanlı zamanından kalmıştır. O dönemde çok sayıda ‘halk hekimi’ yetişmiştir. Dişçilik mesleğini berber, hasta bakıcı, sokak dişçisi diye adlandırılan çeşitli insanlar yapmıştır. Genelde bu meslek babadan oğula geçmiştir veya usta-çırak ilişkisi şeklinde devam etmiştir. Devlet de bu mesleğin bu şekilde icrasına izin vermiştir. Kimi zaman hekimbaşı bu halk hekimlerini imtihana tabi tutarak işini düzgün yapanlara ruhsat ve çalışma izni vermiştir. Yetersiz olduğunu düşündüklerine de çalışma izni vermemiştir. 

Ülkemizde ilk diş hekimliği eğitimi 1908 yılında Tıp fakültesine bağlı dişçi mektebinin açılmasıyla başlamıştır. Bu tarihten sonra da devlet ‘dişçilik’ yapmak isteyenleri diploma alma zorunluluğuna tabi tutmuştur. Zamanla eğitim yılı artmış diş hekimliği fakültesi başlı başına bir okul olmuştur. (1900lü yılların başında Istanbul’da çok sayıda yabancı diş hekiminin olduğu ve o dönem de kadın diş hekimlerinin muayenehane açtığı kaynaklarda görülmektedir.) 

Uzun lafın kısası diş hekimliği başlangıçta tıbbın bir parçası olarak sayılmazken 20. yüzyıl başlarında mektepli hale gelmiştir. Dişçilik kelimesi de o zamanlardan kalma bir kelimedir. 

Biz diş hekimleri şimdi 5 senelik bir eğitim sonunda yüksek lisans diplomamızı alıp hipokrat yeminimizi ederek mezun olduğumuz için bu dişçilik kelimesinden pek hazzetmiyor olmamız normal. Çünkü illegal bir şekilde bu mesleği hekim olmadan hala sürdürenler veya sürdürmeye çalışanlar var. Biraz onları çağrıştırıyor bize bu isim.

Fakat kelimenin kısa olması ve akılda kalıcı olmasından dolayı biraz ironik de olsa bloğa 3 kişi uzun uzun düşündükten sonra bu ismi koyduk. Vatana millete hayırlı uğurlu olması dileğiyle..