Etiket arşivi: lohusalık

Bebeklerde Ağız ve Diş Bakımı

Bebeklerde temizliğe dişler sürmeden önce başlanmalıdır. Damaklarda kalan birikintileri parmağımıza sardığımız temiz bir gazlı bez yardımıyla ya da parmak fırçalarla sabah ve akşam uzaklaştırmamız gerekiyor. Bu sayede bebeğinizin dişleri sürerken temiz bir ağız ortamıyla karşılaşırlar.

Bebeklerin ilk dişi sürdükten sonra da yine parmak fırça veya bebek diş fırçasıyla dişleri temizlenmeli. Macun kullanmanıza gerek yoktur. 2 yaştan itibaren de 3-4 yaşına kadar (çocuğunuz tükürmeyi öğrenene kadar) flouridsiz ve doğal içerikli bir diş macunu kullanmak daha uygundur.

Bebeklerde ilk diş çıkana kadar: Gazlı bez veya parmak fırça ve su ile anne temizlik yapar

İlk süt dişi çıktıktan sonra: Parmak fırça veya bebek diş fırçasıyla ve su ile anne temizlik yapar

1-1,5 yaşından sonra: Bebek diş fırçası ile flouridsiz, doğal içerikli diş macunuyla anne temizlik yapar. Bu dönemde bebek de fırçalamaya heveslenir, teşvik edilmeli

Bu dönemde bebeğinizin ilk diş kontrolü yapılmalı ve bu yaşlardan itibaren düzenli bir şekilde diş hekimi kontrolü ömür boyu devam etmeli.

1-1,5 yaşında yapılacak ilk kontrol sayesinde erken çocukluk dönemi çürükleri engellenebilir!

3-4 yaşından sonra : Çocuk diş fırçasıyla ve pedodontistin de kontrolünde flouridli bir diş macunu ile çocuk kendi fırçalar fakat fırçalama bittikten sonra ebeveyn bir kez daha fırçalamalı. Çocuklar ayakkabılarını kendileri bağlamayı öğrenene kadar etkin bir şekilde ağız temizliği yapamazlar. Bu dönemde diş ipi kullanımı da başlamalı. Özellikle dişlerinin arasındaki diastema dediğimiz boşlukları çok dar olan çocuklarda mutlaka dişler fırçalandıktan sonra akşamları uyumadan diş ipi de kullanılmalıdır. En azından haftada 3 kere yapılması bile çok işe yarar. İki çocuklu bir ebeveyn olarak günlük bin tane rutininizin arasına diş ipini de katmanın zor olduğunun farkındayım ama haftanın 3 günü 1-2 dakikanızı ayırarak çocuğunuzu olası çürüklerden ve uzun sürecek diş tedavilerinden kurtarırsınız.

Süt dişi nasılsa düşecek deyip geçmeyin

Süt dişleri sürekli dişlere göre daha geçirgen bir yapıya sahiptir ve çürükler çok hızlı ilerleyerek sinire ulaşmasına sebep olur.

Süt dişlerinin erken kaybı neye yol açar peki ?

Ağrı ve rahatsızlık yüzünden

1 -Çocuk yemek yemek istemeyebilir-yetersiz beslenmeye sebep olur.

2-Uyku bozuklukları olabilir-büyüme gelişim etkilenir.

3-Ön dişlerde oluşan çürükler çocukların görüntülerinden mutsuz olmasına ve psikolojik sıkıntılara sebep olabilir (özellikle kreş ve anaokulunda veya arkadaş çevrelerinde diğer çocukların dış görünüşleri hakkında söylediklerinden etkilenebilirler)

 

 

Reklamlar

Büyük oğlum 15 aylıkken yazmışım :)

Merhaba Anne,

Bu yazıyı güncellerken artık iki çocuk annesiyim ve yine uykusuzum. Ama biraz olaylara bakışım değişti. Uykusuzluk arada çok fena vursa da o anlarda biliyorum ki çocuklarımın bu anlarını sadece bir kez yaşıyorum. Yorucu da olsa bu günler çok güzel günler. Bebek kalmayacaklar. Bu tontiş elleri ayakları çok özleyeceğim. Koca koca adamlar olup karşımda oturduklarında onlara arada bebekliklerinden bahsedeceğim çok sıkmadan 🙂

Olaylara bakışımın değişmesi için aradan 4 sene geçmesi, ikinci bir çocuğumun olması ve bol bol kitap okumam gerekiyormuş. Fakat en etkili şey tabi ki ikinci kez anne olmak oldu.

Artık hiç bir dönemin kalıcı olmadığını, çocukların sürekli bir değişim içinde olduğunu biliyor ve hem güzellikleri hem zorlukları geldikleri gibi yaşamaya çalışıyorum. İlk çocukta insan ister istemez bazı olayları gözünde büyütüyor. Ne de olsa bir sonraki adımı tahmin edemiyoruz yepyeni herşey..

Çok uzatmadan geçen gün okuyup çok beğendiğim bir yazıyla bu girişi noktalamak istiyorum. Kimin söylediğini ya da yazdığını hatırlamıyorum ama söylenmiş en doğru şey

İyi haber, hepsi geçecek. Kötü haber, hepsi geçecek..

Kaan 15 aylıkken..

Son 15 ayda hayatımda neler mi değişti?

Öncelikle her anne gibi uykusuzum..Çook uykusuzum. Yani bedenim uyanık ama beynim uyuyor diyebilirim. Ama artık öyle bir hayatıma girdi ki o uykusuzluk o da benim bir parçam oldu 🙂 minimum uyku ile yaşıyorum..nasıl mı yaşıyorum? bilmiyorum oluyormuş işte. 15 aydır kaç kez bölünmeden 7-8 saat artarda uyudum gerçekten bilmiyorum.

Her anne gibi her insana bu da bir zamanlar bebekmiş gözüyle bakıyorum. Hatta bazılarına bakıp bakıp bu nasıl bir zamanlar bebek olabilir, nasıl o kadar masum olabilir diyorum. Bundan bebek olmaz ya diyorum sonra. Bu böyle doğmuş olmalı diye vazgeçiyorum sonra o düşünceden.

Önceden de çok oyalana oyalana alışveriş yapan bir tip değildim ama şu an en büyük markette, pazarlarda bile ışık hızıyla alışveriş yapıyorum. Yanımda biri varsa oyalana oyalana alışveriş yapıyorsa hemen ortamdan uzaklaşıyorum. Boşa vakit harcamaya hiç dayanamıyorum bu aralar.

Sabırsız bir insandım zaten, şu ara sabır konusunda en üst mertebelere ulaşmış olabilirim. Alışverişte hızlanmam sabırsızlık değil vaktimin olmayışı ve oğlumun canını oralarda sıkmak istemeyişim. Sabır konusuna dönersek mütemadiyen ısırılıyorum. Kollarım morarıyor. Yüzümün en hassas yerleri oğlumun gıcırdayan dişlerinin arasında eziliyor. Gecenin bir yarısı emzirirken uyku ortasında biri boynumu çimdikliyor hem de durmadan. Elini çekince ağlayarak uyanıyor. Başkası bunları bana yapsa başına neler gelirdi bilmiyorum.

Çok uzun süredir şöyle yayıla yayıla uzun bir vakit aralığında sıcak bir yemek yemedim. Bu aralar en büyük hayalim bir akşam dışarı çıkıp uzuuun uzuuun yemek yiyip birileriyle uzun uzuuun sohbet edip eve geç gelip ertesi gün öğlene kadar uyumak. Aslında ne kadar basit ve kolay bir hayal değil mi?

Normal hayatlarında insanların rutin olarak yaptıkları şeyleri özlüyorum. Sabah kalkıp giyinip makyaj yapıp kaygısızca işe gitmek veya dışarı çıkmak.

Beynimi esir almışlar sanki. Aklımın yüzde 90 ı hep meşgul. Çoğu zaman karşımdaki kişinin anlattıklarının çoğunu dinleyemiyorum. O an ya gözlerimle takipteyim ya koşuyor ya da yerlerde sürünüyor oluyorum.

Lenslerimin 1 hafta önce süresi doldu hala kullanıyorum.

Kuaför ve benzeri yerlerde de vakit kaybetmemek adına kendi kendime takma kirpik takmayı ve oje sürmeyi öğrendim. Kuaför demişken boyadır manikürdür onları da denk gelirse yaptırıyorum işte…bir ara şu bıyıklarımı alsam fena olmayacak sanırım 😛

Kısacık bir uyku saatine ev toplama, internette sörf yapma, yerleri silme, kahve içme, oğlumun dolabını düzenleme, kitap okuma, tuvalete girme, telefon görüşmelerini yapma gibi aktiviteleri sığdırmaya çalışıyorum. Bazen 1 tanesini bile bitiremiyorum.

Kucağımda 11 kiloyu kolum uyuşana kadar taşıyabiliyorum.

Anneler yalnız değilsiniz 🙂

Gelecekten not : Hepsi geçiyormuş, uykular geri geliyor, yemekler yeniyor, ne zaman konuşacak diye gözlerinin içine baktığımız bebeklerimiz büyüyüp bizi günde 1500 kere NEDEN sorusuna maruz bırakıp hayatı sorgulamaya başlıyormuş 🙂

FLORÜR HAKKINDA AÇIKLAMA

Günlerdir görsel ve yazılı basında florürle ilgili gerçeği yansıtmayan bilgiler dolaşmaya başladı. Hatta facebookta çok iyi eğitimli bir kaç arkadaşım da (diş hekimi değiller) bu yazıları paylaşınca bana cevap yazma hakkı doğmuştu. Fakat Diş hekimleri birliği benden önce davrandı ve bir durum raporu yayınladı. Raporu buraya en bilimsel haliyle ekleyeceğim. Fakat bilmenizi istiyorum ki bizim kullandığımız miktarlardaki florür kesinlikle zeka geriliği veya herhangi bir sağlık problemine sebep olmaz. Etrafta dolaşan haberlerdeki bilimsel araştırmalarda çok yüksek toksik dozda florür içeren içme suları kullanılmıştır. Diş hekimliğinde uygulanan oral florür kaynakları asla toksik dozda florür içermez. Florür çürük engelleme açısından dünyanın en gelişmiş ülkelerinde rutin olarak kullanılan bir iyondur. Dolaşan haberlerde Avrupa ve Amerika’da yasaklandığıyla ilgili bilgiler bile var. Alakası yok arkadaşlar. Oradaki diş hekimleri duysa üstümüze güler. Yani bu tarz haberleri bilip bilmeden sırf sansasyon yaratmak için ortaya atan zihniyetleri anlayamıyorum. Çocuğunuza florürlü diş macunu kullanın. Diş hekiminize düzenli olarak koruyucu flor uygulamalarını yaptırın. İleride pişman olmayın. Söz konusu haberlerde kullanılan toksik dozlarda hangi materyali kullansanız deney farelerinde sağlık problemine yol açarsınız.

Florürü sevin sevdirin 🙂

Durum raporu

Kaan 16 aylıkken yazıp paylaşmayı unuttuğum bir yazı..BLW ile ilgili tabi ki :)

BLW macerasına başlarken beni nelerin beklediğini hiç bilmiyordum. Hatta ek gıdaya başlarken beni nelerin beklediğini bile bilmiyordum. Kaan ilk bebeğim olduğu için ve BLW ile bir kitap sayesinde tanıştığım için yaşanacak herşey benim için süprizdi. Tek bildiğim bir elimde kaşık bir elimde tabak dizlerimin üzerine çökmüş vaziyette çocuğumun peşinde dolaşmak istemediğimdi. Yaptım mı peki? Anne tarafımın Avrupalı genleri bu konuda ağır basamadı, evet Küçük Hüsamettin tiplemesi gibi Kaan’ın peşinde elimde tabakla 1-2 kez de olsa gezdiğim oldu.

İlk ek gıdaya başladığım zaman Kaan yoğurda bayılıyordu. Hiç birşey yemese yoğurdunu mutlaka yiyordu. 1 yaşına bastı ve ani bir kararla yoğurt yemeyi bıraktı. Hem de tamamen reddetti. Ayran haline getirip vermek güzel bir seçenek mesela. Ama o yöntem Kaan’da işe yaramadı.

BLW’DE YOĞURT VE ÇORBA

BLW’de yoğurt ve çorba nasıl veriliyor diye bir soru oluyor hep. Evdeyken önüne koyuyordum, döke saça parmaklarını yalaya yalaya bazen de kafasına dikerek yiyordu veya içiyordu. Çorbalarda ben 14. aya kadar yardım ettim. Ona bir kaşık verin siz de bir kaşık alın yardım edin. Şu an 16 aylık olmak üzere ve kendi kaşıkla yiyor. Bazıları çorbayı içecek gibi bardak ya da kupada verebiliyor ama o şekilde bebeğiniz kaşık kullanmayı daha geç öğrenir. Siz yardım ederken kendinizi bebeğinize bütün çorbayı içirmeye çalışırken bulmayın yeter 🙂 O içgüdüler çok çabuk ağır basıp kontrolü ele almak isteyebiliyor 🙂 Çocuk yemek isterse gerçekten her şekilde yiyor. Yemek istemezse de hiç bir şekilde yediremezsiniz. O yüzden kendinizi bu konuda hiç sıkmayın. Ne bebeğiniz strese girsin ne de siz.

Ben yoğurt yapma makinası almıştım. Esse’nin kendi basit bir makinası vardı 59 tl idi. Sene 2015 tabi 🙂 O çok işime yaradı. Almayı düşünenler için yazayım dedim. Kendiniz de evde çok basit bir şekilde yapabilirsiniz yoğurdu ama anne olunca bir sürü ıvır zıvır işinizin arasında onla uğraşmak istemiyorsanız alın derim. Akşamdan sütleri kaplara boşaltıp mayaladıktan sonra tuşuna basıyorsunuz sabaha hazır. Kendi 7 adet kabı var. Bir yere giderken de çantaya atıp çıkıyorsunuz. Tabi dışarıda da kendi yemek istiyordu. Ben de hem ona hem kendime kaşık alıyordum. Bir yandan o yiyordu bir yandan ben yediriyordum. Birkaç kez o yoğurt kaplarının cafelerde yerlere düşüp paramparça olmasından ve insanların üstünün başının yoğurt olmasından sonra yoğurdu genelde evde vermeyi tercih ettiğimi belirtmemde fayda var 🙂

BLW ye 7,5 aylıkken başladım. Şu an 16 aylık olmak üzere. Bu süre içinde et, tavuk ve balık dışında sevdiği yiyecekler genelde hep değişti. Bir de salatalıkla zeytin var onlar da demirbaş 🙂

Evet gelelim bizde BLW de son duruma. Kaan şu an tek başına kahvaltısını yapıyor,ara öğünlerini ve yemeğini yiyor. AMA hasta değilse. Ek gıdada karşınıza çıkacak en büyük zorluk hastalıklar! Sadece ek gıdada da değil. Uykular haram oluyor, çocuklar mızmız oluyor, annelerin gücü tükeniyor ama hastalıklar biz anne babaları ne kadar üzse de bu işin bir parçası ve bebeklerimizin bağışıklıklarının güçlenmesi için gerekli olan birşey. Ve tam bu ek gıdaya geçiş dönemlerinde çocuklar hasta oluyor engel olamıyorsunuz. Çünkü başka bebeklerle iletişime geçiyorlar, artık sosyalleşiyorlar.

ÖZET OLARAK TECRÜBELERİMİZ

Kaan 1 yaşına kadar öyle ahım şahım yemekler yemedi. Sabah kahvaltısından annesinin aksine uzunca bir süre nefret etti. Sabah kahvaltısını biraz biraz 13. aydan sonra yemeye başladı. Yumurtayı biraz ve tereyağı katarak omlet yapıyorum. Sadece o şekilde seviyor. Ara öğün olarak meyve ve yoğurt yedi. Yoğurdu 1 yaşından sonra ani bir kararla bıraktı. Bir de akşam yemeğini seviyor. Yani günlük 3 öğünden oluşuyor beslenme şekli. Bunların arasında en iştahlı yediği akşam yemeği oluyor. Hatta günlerce bütün gün birşey yemeyip sadece akşam yemeği yediği oluyordu (Hasta olduğu zamanlardan bahsetmiyorum bu arada. Grip, nezle ya da mide bağırsak enfeksiyonu olduğunda yaklaşık 5-6 gün anne sütü dışında hiç birşey girmedi midesine). 9. aydan sonra akşam yemeklerinde yumuşak et, tavuk, balık, sebzeler, pilav, makarna, erişte, çorbalar aklınıza gelebilecek her türlü sofra yemeği verdim. Tabi 1 yaşına kadar tuzsuz. Onun yemeklerini ayırıp sonra kendi yemeğimize tuz kattım.

SABIR İŞİ

BLW gerçekten sabır işiydi. Bazen karşısında oturup defalarca yemeklerle oynayıp oynayıp elleriyle mıncıklayıp ortalığı savaş alanına çevirmesini izliyorsunuz. İşin kötüsü defalarca hiçbir şey yemeden kaldırıp götürüp onu banyoya sokuyor ortalığı temizliyorsunuz. Defalarca. Ama 1. doğum gününde çatalla kendi pastasının tadına baktığında onunla gurur duyuyorsunuz. Ya da 14-15 aylıkken çatalıyla yemekleri büyük bir dikkatle ağzına götürürken ve kendi başına çatal kaşık kullanmanın gururunu bebeğiniz yaşarken siz mutluluktan havalara uçuyorsunuz. Herşeyi bırakıp saatlerce onun yemek yemesini izlemek istiyorsunuz. 15 aylık bebeğiniz kaşıkla çorbasının tanelerini ayırıp yerken motor becerilerinin ve özgüveninin geldiği nokta tüm o zahmetlere değmiş dedirtiyor size. En güzeli de bebeğiniz açsa oturup sizle kendi yemeğini yiyor. Yetişkin bir birey gibi.

Dip not: Bu yazıyı Kaan 16 aylıkken yazıp kaydetmişim fakat paylaşmamışım. Kaan şu an 3 yaşını geçti. Sabah kahvaltılarını ne zaman yapmaya başladı biliyor musunuz? Emzirmeyi bıraktıktan sonra yani 2 yaşında 🙂 Anne sütü zaten çocukları fazlasıyla doyurduğu için ek gıda döneminde az az yemek yiyorlar ve bu çok normal. Emzirmeyi bıraktığımız gece Kaan beni kaldırıp buzdolabına götürdü, gece saat 2 civarında! Dolapta karşısına çıkan kaşar, domates, zeytin artık ne bulduysa bunları istiyorum dedi. Hepsini çıkardım. Buzdolabının önüne oturup ekmek, peynir, domates yedik beraber. Ondan sonra yaklaşık 2 ay boyunca gece uyumadan önce hep 1 dilim ekmek yemek istedi. Akşam yemeği yemiş olmasına rağmen. Emzirdiğim dönemde ekmek neredeyse hiç yemezdi, hiç bir öğünde. Yani kısaca diyorum ki çocuklara kendilerini, vücutlarını dinlemeyi öğretirsek onlar kendi ihtiyacı olan şeye yönelip zaten yiyorlar. Abur cuburdan bahsetmiyorum tabi ki! Nolur çocuklarınızı abur cuburla tanıştırmayın, tanıştırılmalarına izin vermeyin..

Sevgilerimle

Bunlar İyi Günlerin

IMG_7844

Hamileliğin duyurulduğu günden itibaren anne adayına çocuğu 30 yaşına gelene kadar kurulan cümledir.

30 belki abartı oldu ama 30’u bulduğu da oluyordur bence..

Yalnız bu cümleye en çok maruz kaldığınız dönem çocuk doğduğu gün başlayıp 3 yaşına gelene kadar olan süreci kapsar.

Çok sinir olmuşumdur bu cümleye.

Doğumdan yeni çıkmışsın. ‘Doğurmadım mı acaba?!’ diyorsun hala kocaman olan karnına bakıp. Şaşkınlık, yorgunluk..Çok sevinçli olman gerekiyor ama sen sadece yorgunsun. Yüzün gözün şiş. Sonra bebeğini getiriyorlar yanına. Ne kadar da kocaman diye düşünüyorsun. Bu bebek benim karnımdan mı çıktı diyorsun. Kucağına alıp sarmalıyorsun, kokluyorsun. Mis kokuyor. Hep söylüyorlardı mis kokuyor diye. Gerçekmiş. 

Sen kendine gelmeye çalışırken ziyaretçiler geliyor. Nasılsın diyorlar sohbet ediliyor. Yorgunum diyorsun. Kalabalığın arasından bir teyze sesi yükseliyor.

BUNLAR İYİ GÜNLERİN KIZIIIIM..

‘Şimdi habire emiyor uyuyor, 2 haftaya gazı başlayınca gör sen!’ diyor.

Doğumun yorgunluğu var üstünde, bebek 2-3 saate bir emiyor, göğüslerin şiş ve acıyor, bir yandan süt sağıyorsun, bir yandan lohusalık psikolojisi, bir yandan ben bu minicik bebeğe nasıl bakarım diye düşünüyorsun, bir yandan bütün bu annelik olayına alışma çabaların arasında yine o ses yükseliyor..Bunlar iyi günlerin kızım!

Nasıl yani diyorsun bunlar iyi günlerim mi gerçekten!

Bebek büyümeye başlıyor, dışarı çıkıyorsun, insanlarla sohbet ediyorsun. Genelde bebeği veya torunu olan insanlarla artık aranızda görünmeyen bir bağ oluyor. Hemen ayaküstü muhabbetler, fikir alışverişleri başlıyor (doğurmadan önce sokakta o kadar insanla muhabbet edeceğimi söyleseler inanamazdım). Sen öyle konuşurken yine arkadan bir kafa çıkar ya da yolda yürürken durup muhabbetinize katılır, ‘Bunlar iyi günlerin kızım’ı çarpar suratına gider.

İnce tiz bir sesle ‘Ek gıdaya başlayınca gör sen asıl! Yandın yandın!!’ der.

Niye yanayım ya..Minik bir insan yavrusunun ilk kez elmayı tatmasına şahit olacağım. Yüz ifadelerini, tepkilerini göreceğim..Bundan güzel bir şey olabilir mi?

Emeklemeye başlıyor minik kuzun..Yine o aynı sinir bozucu cümle..’Sen yürüyünce gör, yandın! Peşinde koşacaksın sürekli’. Senin 9 kilo çocuğu her yere taşımaktan belin kopmuş,siyatiğin azmış. Bunlar iyi günlerin diyor sana..

Yürüyecek bu sefer ay 2 yaş sendromu, ay azı dişleri sürünce gör..ikinciye hamileliğinde ay sen doğurunca büyük kıskançlık yapacak o zaman gör..kreş, ilkokul, ergenlik, üniversite, askerlik, evlilik derken sen sevgili anne ‘ bunlar iyi günler’ini yaşayacaksın sürekli. Bu böyle anneanne babaanneliğe kadar gider. 

Evet kabul ediyorum, sürekli level atlamam gereken bir bilgisayar oyununda gibi hissediyorum kendimi bazen. Ama zaman ilerledikçe sen de ustalaşıyorsun. Yeni ve sürekli değişen bir düzene ayak uyduruyorsun. Yani evet o çocuk yürümeye başlayınca koşacaksın peşinden ama bu sefer de sürekli taşımaktan belin kopmayacak. Diyorum ya her dönemin kendine göre artı ve eksileri var. Daha yaşanmamış onca güzel gün için ‘kara günler’ geliyor, bunlar iyi günlerim diye niye hayıflanayım..

Yeni annelerin duymak isteyeceği pozitif cümleler kurun. 

Empati kurun birazcık.

Siz de geçtiniz aynı yollardan.

Kimseye kulak asma taze anne diyin. Evet söyledikleri gibi bunlar iyi günlerin. Ama önünde kötü ve zor günler olduğu için değil. Bunlar iyi günlerin çünkü kucağında minicik, pıt pıt atan bir kalp taşıyorsun. Bu dünyayı tanımaya çalışırken minik bir meleğe rehberlik ediyorsun. Bunlar iyi günlerin çünkü dünyalar tatlısı bir bebeğin var. Onla geçirdiğin her an tabi ki iyi günlerin olacak..Hatta harika günler!

Şimdi bebeğinize sarılıp mis kokusunu çekin içinize, öpün o yumuşacık elleri. O büyüdüğünde bütün bu anları, uyuduğunda onu uzun uzun seyredip huzur bulduğunuz bu ‘iyi günler’i özlemle ve mutlulukla anacaksınız.

Sevgiler